Tarih Yazılamaz

Analizin muktedir bir tarafı varsa şayet o da analizan için olayın ne olduğudur. Tarih yazılamaz derken zamanlılıktan ziyade, çağrışım ile ortaya gelen ‘şeylerin’ bir yapıyı kurmak olduğu doğrudur ancak orada yaşanan şey hatıratın güncel bir duygu ile yer değiştirmesi değil, tekrardan ifade edilişidir. Burada tarihsellik pekâlâ aranabilir ancak analistin arzusu o tarihi yazmak değil, analizana okutmaktır. Peki yazılmayan bir şey nasıl okunur? Burada bizi düşündüren şey asla imgesel bir mesele olmamalıdır. Analist yorum yapar lakin yorumu ise bir şeyleri yakalamak ya da vurmak değil analizanın es verdiği yerlerde, ne duyabileceğini bildirmektir. Bu haliyle bu bir vazife olabilir, ücret karşılığı yerine getirilen bir görev/sorumluluk şeklinde anlaşılabilir ancak analistin umduğu şey analizanın kendisinden ne duyduğudur… Bu sebeple bu vazifeyi asla giymez ancak elinde gezdirir. Tam olarak burada yazılmayan şey okunabilir. Hatıratın nasıl söylendiğidir; çünkü tarihçilerin bir gayesi vardır o da hakikati çıplak bir şekilde kayda geçirmek lakin analizanın söylediği şeyin hakikat ya da bir yalan olduğuna dair bir şüphe taşımaz analist aksine onun semptomunu rahatsız eden mekanizmayı gösterir. İlginçtir. İlkin duymanızı talep ediyordu şimdi ise gösteriyor: Bu gösterme işi ise yorumdur çünkü bir mayın misali sizin bastığınız yerden ayağınızı kaldırmamanızı öğütlemez aksine ayağınızı oradan çeker ve patlar. Yani rahatsızlık verir. Yani rahatsızlık için ücret ödersiniz. Ama tekinsiz hissetmezsiniz çünkü her şeyden evvel anlattığınız şeyler sizin getirdiğiniz şeylerdir yani tarihi yazmak için asla geriye doğru bir yolculuk yapmazsınız aksine ileriye doğru ilerleyebilirsiniz bu ise sizin arzunuzudur.

Yeniden yazılamayan tarih ne peki? Analistin arzusu. Sizin tarihinizi tekrardan yazarak size sağaltım vaat etmez aksine vaatsiz bırakarak sizi rahatsız eder.