Sinthome Denilince Ne Duyuyorsunuz?

Eksiklik hissiyatı ile eksik olan şeyin bilgisi birbirinden ayrıdır. İlk durumda sürekli savrulan bir kılıç, diğerinde ise amansız bir arayış mevcuttur. Savrulan kılıç bileği yorarken, diğeri beklenti kapısını aralar. İskender Çolak’ın İkame Çocuk kavramı üzerine yazdığı bir yazısında[1] bebekler için şu cümleyi kurar: “…kendisine bütünlük hissi verecek bir imgeye ihtiyaç duyar.” Bu ifade şu açıdan çok önemlidir: Bu bütünlüğü şöyle düşünelim; başlangıçta bebek için talep ve talebe verilen karşılık birdir. Yani talep yalnızca gerçekleşir, başka bir ihtimal dahilinde değildir. Hatta bu söylemi biraz genişletelim. İskender Bey’in aynı metninde Dali’nin “rahim içi cennet” metaforu mevcuttur; aslında bu metafor, Friedrich Nietzsche’nin Deve Metaforu’na benzemektedir.

Peki, nedir bu deve metaforu? Nietzsche der ki çoğunlukla herkes devedir. Sırtımızda yükler vardır. Bu yükler, sorumluluklarımız, ailemiz, partnerimiz, eğitim hayatımız vb. şeklinde değişebilir.

Nietzsche devam eder; kimi insan bu develikten aslana evrilir. Aslan ise istediğini alan ve istekleri doğrultusunda pek de sorumlu davranmayandır.

Ama Nietzsche, üst insanın ne deve ne de aslan olduğunu -tin minvalinde- yalnızca bir bebek olduğunu söyler. Keza bebek cennetvari bir hayat yaşamaktadır. İstediği zaman yer, istediği zaman uyur yahut istediği zaman güler. Canı çok az acısın ağlar ve bir şeyler bekler. İşte tam olarak böyle anlarda talebinin kendisi ile talebe verilen karşılık aynıdır. “Ol” dedim, oldu. Ama Nietzsche, bize bu bebek evresinin yer yüzünde, yani bu zaman diliminde nasıl olacağını söylemez. Yani bu evreye nasıl geçilebileceğini aktarmaz. Bu, kimi düşünce sistemlerinde tehlikeli bir metafor ve düşüncedir. Örneğin, Dali için bu evre ölümdür. Keza ölümün böylesine bir hakikate sahip olabileceğini söylemek muamma ve ucu açıktır. Yani belirsizdir. Hatta bana sorarsanız, Dali için bu ölüm metaforu kastrasyona çağrı olabilir.

Burada ne demek istiyorum? Kastrasyon ve ölüm arasındaki ilişki, her ikisinin de karmaşık olmasından gelmez mi? Örneğin, şu an şunu düşünebiliyorsunuzdur, kastrasyon deyince ne anlamalıyız? Ölüm mü? Peki, ölüm denilince ne anlayabiliriz? Oysa bizler sadece ölüme tanıklık ettik ve bu tanıklık, kelime anlamı itibariyle bir ötekinin başına geleni görme, duyma veya bilme değil midir? Ölüme dair bildiğimiz her şey bu tanıklıktan geliyor.

Bu açmaz sorulardan kaçınmak adına başka bir sorunun peşinde takılalım. Yine de kastrasyon hakkında konuşmaktansa kastrasyona çağrı hakkında konuşmayı tercih edeceğim. Kastrasyona çağrı derken duyacağımız şey, Freud’un Kurt Adam olgu öyküsüdür. Freud bu vakayı obsesyonel nevroz olarak tanımlamıştır, ancak Freud sonrası kimi analist bunun psikoz olduğunu söyler. Bu söylemi -nevroz ve psikoz ayrımı- teori boyutunda tartışan kişi elbette Lacan’dır. Lacan, kesik parmak sanrısında, parmağın kesik oluşuna dair duyulan kaygının kastrasyona çağrı olduğunu aktarır. Çünkü orada kaygı vardır, parmağın kesik oluşuna dair duyduğu bir kaygı. Burası neden önemli, Lacan’ın Kurt Adam olgu öyküsüne psikoz vurgusunu biliyoruz ancak Freud bu vakayı neden obsesyonel nevroz olarak çalışmaktaydı?

Keza Freud’un bu vakaya koyduğu başlığı anımsayalım, ‘Bir Çocukluk Dönemi Nevrozu Öyküsü’. Freud elbette yapı olarak nevroz ve psikoz ayrımı yapabilirdi, ancak Kurt Adam’da izah etmeye çalıştığı durum, Kurt Adam’ın çocukluğunun tıpkı nevrotik bir yapı olarak tezahürler göstermesiydi. Bu durumdan yola çıkarak şunu formülasyon şeklinde sunabiliyoruz:

Nevroz için baba-nın-adı olumsuzlanır (olumsuzlanabilmesi için ilkin olumlanması gerekmektedir, Freud’un ‘Bu kişinin benim annem olduğunu düşünüyorsunuz ancak annem değil.’ örneğini anımsayın), daha sonra tekrar olumsuzlanarak (Aufhebung) ödipal çatışma bir noktaya tutunur. Freud’un örneğinden yola çıkarak bunu şu şekilde formülüze edebiliriz: “Bu kişinin benim annem olduğunu düşünüyorsunuz ancak annem değil. O benim canım annem!” Tam olarak nevroz için baba-nın-adı bu şekilde işler, daha doğrusu asayiş gösterir. Burada Küçük Hans’ı anımsayabiliriz.

Bir diğer durum ise psikoz: Baba-nın-adı doğrudan menedilir/ hesaptan düşürülür. Peki bu ne demek? Yine aynı yazıda İskender Beyin de değindiği gibi, ortada bir yasa yoktur. Kurt Adam için bu formülasyonu doğrudan izah etmek biraz olanaksız kalıyor; keza Freud’un tespiti pek ala yerinde, Kurt Adam’ın çocuk döneminde aynı zamanda obsesyonel bir yapı da işliyordur.

Dali için sorulan bir soruyu Kurt Adam için soralım: Peki neden akıl hastanesine yatırılmadı yahut psikotik olarak tedavi görmedi? Aslında Kurt Adam bir sağaltım işlevi gördü, elbette bu antipsikotik ilaçlar bağlamında yoğun bir şey değildi ancak analiz vasıtasıyla bir nevi sağaltım gördü. Ve sonuç olarak Kurt Adam da tıpkı Dali gibi bir ressam, sanatçı olarak hayatına devam etti. Röportajlar verdi, psikanaliz sunumlarına konuk oldu. Size ilginç gelebilecek tek durum, artık adının Sergei değil Kurt Adam olmasıydı. Hatta telefonları bile Kurt Adam şeklinde açıyordu. Freud’un ona atfettiği isimle özdeşleşmişti.

Burada okuyucu şöyle bir soru sorabilir, peki biz bu duruma ne diyeceğiz? Lacan sinthome diyor. Sinthome ne demek? İmgesel, Sembolik ve Gerçeği izah edebilmek için kullandığımız halkalar görselini anımsayalım. Bir halka da imgesel, bir halkada sembolik, son halkada ise reel yazıyordu. İşte sinthome tam olarak bunların hepsini bir arada tutan halka. Semboliğin dağılmasına engel olan şey. Bu şekilde psikoz da olsa işlevsel olarak devam edebiliyor. Dali gibi, Kurt Adam gibi.

Elbette bahsettiğim şeyler psikozun genel yapısına dair her şey değildir. Örneğin paranoya, gösteren, bakış vs. Bunlar çok geniş yelpazeler. Ve siz bu yelpazeyi salladıkça yüzüne çarpan hava her seferinde farklı bir his uyandırır. İşte biz bu hissiyatta bilgi diyoruz. Bu bilgiyi alıp klinikte gözlemliyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Aimée vakasında Lacan’ın nasıl bir gözlemci olduğunu biliyoruz, yahut Freud’un nasıl bir gözlemci olduğunu okuyoruz. Ama yalnızca gözlemcilik yetmiyor. Burada bahsedilen şey materyalle bir şey yapabilmek. Teoriyi açabilmek için teoriyi pratikte gözlemlemek. Elbette sınırlar dahilinde ve bunun yanı sıra sorumluluk alarak.

[1] Çolak, İ. (2021). İkame Çocuk Psikolojisinin Arka Planındaki Lacancı Özne Kırıntıları. 1.12.23 tarihinde İstanbul Freudcu Psikanaliz Derneği: https://freudcupsikanalizdernegi.com/ikame-cocuk-iskender-colak/ adresinden erişildi.